İran ile İsrail arasında yaşanan son gelişmeler, Tahran'ın askeri kabiliyetlerini ve savunma altyapısını gündeme getirdi. İsrail'in Şam'daki İran diplomatik tesisine yönelik saldırısı sonrası Tahran'ın misilleme tehdidi, bölgedeki tansiyonu yükseltti. İsrail ise söz konusu tesisin askeri komutanlar tarafından kullanıldığını belirterek saldırının meşru olduğunu savundu.

Geçmiş Misillemeler ve Mevcut Gerilim

İran, 2020 yılında Tümgeneral Kasım Süleymani'nin ABD emriyle öldürülmesine Irak'taki iki Amerikan üssüne balistik füze fırlatarak karşılık vermişti. Bu saldırılarda yüzden fazla Amerikan askeri yaralanmıştı. Şam'daki son saldırıya verilecek olası bir İran misillemesi beklenirken, Washington ve Tahran'daki yetkililer ABD veya askeri güçlerinin bu kez hedef alınmayacağını öngörüyor. Buna karşılık ABD Başkanı Joe Biden, herhangi bir İran saldırısı durumunda İsrail'e 'sarsılmaz' destek sözü verdi. Analistler, ABD ve İsrail'in bugüne dek İran'a karşı doğrudan askeri çatışmadan kaçındığını, bunun yerine hava, deniz, kara ve siber alanlarda 'gölge savaşı' yürüttüğünü belirtiyor. İsrail, bu çerçevede İran'daki askeri ve nükleer hedeflere gizli operasyonlar düzenleyerek komutanları ve bilim insanlarını hedef aldı.

İran Ordusunun Yapısı ve Gücü

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün geçen yılki değerlendirmesine göre, İran Silahlı Kuvvetleri, geleneksel ordu ve İslam Devrim Muhafızları Birliği olmak üzere iki ana yapı altında en az 580 bin aktif personele ve yaklaşık 200 bin eğitimli yedek güce sahip. Bu sayılarla İran, Orta Doğu'nun en büyük ordularından birine sahip. Her iki kurumun da ayrı kara, hava ve deniz kuvvetleri bulunuyor. Devrim Muhafızları, ülkenin sınır güvenliğinden sorumlu olmanın yanı sıra, Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler ile Irak ve Suriye'deki milis gruplarını kapsayan 'direniş ekseni' olarak bilinen vekil milis ağını eğiten, silahlandıran ve destekleyen elit Kudüs Gücü'nü de bünyesinde barındırıyor. Bu vekil güçler, İran silahlı kuvvetlerinin doğrudan parçası olmasalar da, analistler tarafından savaşa hazır, iyi silahlanmış ve ideolojik olarak sadık bölgesel müttefikler olarak görülüyor.

Silahlanma ve Yerli Üretim Kapasitesi

İran'ın askeri stratejisi, onlarca yıldır hassas ve uzun menzilli füzeler, insansız hava araçları (İHA) ve gelişmiş hava savunma sistemleri üzerine kurulu bir caydırıcılık prensibine dayanıyor. Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini etkileyebilecek sürat tekneleri ve küçük denizaltılardan oluşan geniş bir donanmaya sahip. Askeri uzmanlara göre, İran Orta Doğu'daki en büyük balistik füze ve İHA envanterlerinden birine sahip. Bu füzelerin menzili, İsrail de dahil olmak üzere bölgedeki her hedefi vurabilecek kapasitede, 2 bin kilometreye kadar ulaşabiliyor. İranlı komutanlar, son yıllarda radardan kaçabilen ve 1.200 ila 1.550 mil menzile sahip geniş bir İHA filosuna sahip olduklarını belirtiyor. İran, bu kapasitesini askeri geçit törenlerinde sergilemekten çekinmiyor ve ürettiği İHA'ları Rusya'ya (Ukrayna'daki kullanım için) ve Sudan'daki çatışmalara ihraç ediyor.

Yaptırımların Etkisi ve Yerli Sanayi

Uluslararası yaptırımlar, İran'ı yüksek teknolojili silahlar, tanklar ve savaş uçakları gibi yurt dışından temin edilen askeri teçhizattan mahrum bıraktı. 1980'lerdeki sekiz yıllık Irak-İran Savaşı sırasında da benzer kısıtlamalarla karşılaşan İran, 1989'da dini lider Hamaney'in talimatıyla yerli bir silah endüstrisi geliştirmeye odaklandı. Uzmanlar, İran'ın bugün büyük miktarda füze ve İHA'yı yurt içinde ürettiğini ve bu savunma üretimine öncelik verdiğini belirtiyor. Zırhlı araçlar ve büyük donanma gemileri üretme çabaları ise henüz istenilen başarıya ulaşamadı. İran, yerli üretim filosunu genişletirken, Kuzey Kore'den küçük denizaltılar da ithal ediyor.