Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve NPİSTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 22 Temmuz Beyin Günü vesilesiyle önemli açıklamalarda bulundu. Dijitalleşmenin beyin üzerindeki dönüştürücü etkileri, yapay zekânın sunduğu fırsatlar ve taşıdığı riskler, beyin sağlığını muhafaza etmeye yönelik yaşam alışkanlıkları ve çocukların dijital dünyada nasıl güvende tutulabileceği konularına değindi.

Dijitalleşmenin Beyne Etkileri ve 'Beyin Sisi'

Akıllı telefonlar, sosyal medya platformları ve yapay zekâ uygulamalarının artık günlük hayatın ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Dijital mecralarda saatlerce sosyal medya akışlarını takip etmek veya kısa videolar izlemek, beyni sürekli yeni uyarıcılara maruz bırakıyor.” ifadelerini kullandı. Bu durumun zamanla odaklanma güçlüğüne ve ‘beyin sisi’ olarak adlandırılan zihinsel bulanıklığa yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Beyin sisi yaşayan bireyler, düşüncelerini organize etmede, uzun süreli odaklanmada ve yeni bilgiler edinmede zorluklar yaşayabiliyor. Bu tabloya özellikle çocuklar ve gençlerde daha sık rastlanıyor. Bazı ülkeler, çocukların sosyal medya kullanımına yaş sınırlamaları getirerek dijital maruziyeti azaltma yoluna gidiyor.” şeklinde konuştu.

Dijital Bağımlılık ve Alternatif Çözümler

Uzun süre ekran karşısında rahat bir pozisyonda vakit geçirmenin, beynin ödül sistemini etkilediğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Özellikle oyunlar ve sosyal medya uygulamaları, kısa aralıklarla ödül hissi yaratarak kullanıcıyı ekrana bağlı tutabiliyor.” dedi. Ekran kullanımını azaltmak için sadece yasaklamaların yeterli olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bunun yerine çocukların günlük yaşamlarına spor, oyun, sanat ve sosyal etkinlikler gibi farklı ilgi alanları katılması gerekiyor. Bir amaç edinmek, günlük planlar yapmak ve gerçek yaşam deneyimlerini artırmak da ekran başında geçirilen süreyi düşüren önemli faktörler arasında yer alıyor.” ifadelerini kullandı.

Çocukları Dijital Dünyadan Korumada Aile Bağlarının Önemi

Çocukları dijital dünyanın olumsuz etkilerinden korumanın en etkili yolunun onlarla nitelikli zaman geçirmek olduğunun altını çizen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şunları kaydetti: “Birlikte oyun oynamak, yürüyüşe çıkmak, kitap okumak ve sohbet etmek hem aile bağlarını güçlendiriyor hem de çocuğun sosyal gelişimini destekliyor. Evde uygulanabilecek basit kurallardan biri de yemek esnasında telefon kullanımını yasaklamak. Ailece yemek yenirken tüm telefonların ortak bir noktada toplanması, aile içi iletişimi artıran pratik bir yöntemdir. Özellikle 6 yaşın altındaki çocukların ekranla mümkün olduğunca ebeveyn eşliğinde tanışması önemlidir. Çünkü bu yaş grubundaki çocuklar, ekranda gördüklerini gerçek yaşamdan ayırmakta zorlanabilir ve içerikleri yetişkin desteği olmadan doğru şekilde değerlendiremeyebilir.”

Beyin Tek Bir Bölgeden İbaret Değil

Toplumda yaygın olan ‘insan beyninin sadece yüzde 10'unu kullanıyor’ söylemine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Bu söylem bilimsel gerçeklikle örtüşmüyor. Beyin görüntüleme çalışmaları, en basit görevlerde bile beynin çok sayıda bölgesinin eş zamanlı olarak çalıştığını gösteriyor.” dedi. Önemli olanın beynin tek bir yönünü geliştirmek olmadığını; düşünme, öğrenme, duygular, sosyal ilişkiler ve yaratıcılık gibi farklı becerileri bir arada kullanabilmek olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Beyni zinde tutmanın en etkili yollarından biri farklı deneyimlere açık olmaktır. Beynin farklı bölgelerini aktif tutabilmek için günlük yaşamda küçük değişiklikler yapmak bile fayda sağlayabilir. Her gün aynı yolu kullanmak yerine farklı bir güzergâh seçmek, yeni hobiler edinmek veya farklı deneyimler yaşamak, merak etmek ve soru sormaktan vazgeçmemek, beynin yeni bağlantılar kurmasını destekleyen basit ama etkili alışkanlıklar arasında yer alıyor. Öğrenmeye devam eden ve yeni deneyimlere açık kalan bireyler, bilişsel becerilerini daha uzun süre koruyabiliyor.” açıklamasını yaptı.

Duygular Beyinde Başlar, Kalpte Hissedilir

Duyguların kalpte oluştuğuna dair yaygın inanışa rağmen, bilimsel olarak duyguların merkezinin beyin olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dış dünyadan gelen ses, görüntü ve kokular önce beyin tarafından işlenir, ardından bu bilgilere anlam ve duygu yüklenir. Sonrasında ise çeşitli kimyasal maddeler salgılanarak duygusal deneyim ortaya çıkar.” dedi. Mutluluk, haz, bağlanma, güven ve odaklanma gibi hislerin her birinin beynin ürettiği farklı kimyasallarla ilişkili olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu nedenle korku, heyecan veya mutluluk anlarında göğüs bölgesinde hissedilen değişikliklerin kaynağının aslında beyin olduğunu, kalbin ise bu duyguların bedendeki yansımalarının hissedildiği organlardan biri olduğunu söyledi.

Sezgiler Aslında Deneyimlerin Ürünü

‘İçime doğdu’, ‘öyle hissettim’ gibi ifadelerin çoğu zaman gizemli görünse de sezgilerin büyük ölçüde beynin geçmiş deneyimlerinden beslendiğini aktaran Prof. Dr. Tarhan, “Bir konuda yıllarca deneyim kazanan kişiler, farkında olmadan çok sayıda bilgiyi değerlendirerek hızlı karar verebiliyor. Bu nedenle sezgiler, çoğu zaman uzun yıllar boyunca edinilen bilgi ve deneyimlerin bilinç dışı değerlendirilmesinin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Başarılı bilim insanlarının birçok keşfinin de yoğun düşünme ve gözlemin ardından gelişen bu sezgisel süreçlerle şekillendiği biliniyor.” diye konuştu.

Yapay Zekâ Düşünmeyi Kolaylaştırır, Ancak İnsanın Yerini Alamaz

Yapay zekânın, birçok bilgiye saniyeler içinde ulaşmayı sağlayarak hayatı kolaylaştırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ancak her konuda hazır bilgiye ulaşmanın uzun vadede beynin düşünme ve problem çözme becerilerini daha az kullanmasına neden olabileceğini belirtti. “Eskiden insanların hesap yapmak için zihinsel işlem yapması gerekirken bugün aynı işlemler saniyeler içinde dijital araçlarla gerçekleştirilebiliyor. Benzer şekilde yapay zekâ da birçok bilişsel yükü üstlenmeye başladı.” dedi. Bununla birlikte insan beynini diğer sistemlerden ayıran en önemli özelliğin empati kurabilmesi ve sosyal ilişkiler geliştirebilmesi olduğunu vurguladı.