Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Seren Doğantekin, profesyonel hayatta bireylerin sağlıklı sınırlar oluşturabilmesinin, gereğinde 'hayır' diyebilmesinin ve iş-yaşam dengesini muhafaza etmesinin ruhsal sağlık açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Doğantekin'e göre, psikolojide iş-yaşam dengesi, bir kişinin mesleki ve kişisel yaşamındaki sorumlulukları, gereksinimleri ve rolleri birbirini yıpratmadan sürdürebilmesi anlamına geliyor.

İş-Yaşam Dengesi: Zamanı Eşit Bölmek Değil

Klinik Psikolog Seren Doğantekin, iş-yaşam dengesi kavramının temel amacının, zamanı eşit parçalara bölmekten ziyade, bireyin hem üretken olabildiği hem de yeterince dinlenebildiği sürdürülebilir bir hayat tarzı oluşturmak olduğunu ifade etti. Bu dengenin bozulması durumunda kronik stres, tükenmişlik sendromu, anksiyete, depresif belirtiler, uyku problemleri ve ilişkisel çatışmaların daha sık görüldüğünü vurgulayan Doğantekin, uzun vadede iş performansının da olumsuz etkileneceğinin altını çizdi.

'Hayır' demenin pek çok kişi için reddedilme, eleştirilme veya sevilmeme korkusunu tetikleyen duygusal bir deneyim olduğunu belirten Seren Doğantekin, çocukluk döneminde sevgiyi uyumlu olmak, fedakarlık yapmak veya başkalarını memnun etmek üzerinden deneyimleyen bireylerin yetişkinlikte kendi ihtiyaçlarını geri plana atma eğiliminde olabileceğini söyledi. Çatışmadan kaçınma, suçluluk hissi, düşük özsaygı ve onaylanma ihtiyacının da sınır koymayı zorlaştıran önemli faktörler arasında yer aldığını ekledi. Kişilerin 'hayır dersem yanlış anlaşılırım' ya da 'iyi bir çalışan olamam' gibi düşünceler geliştirebileceğini dile getirdi.

Sağlıklı Sınırlar İlişkileri Güçlendirir

Doğantekin, bencilliğin yalnızca kendi ihtiyaçlarını önemseyip başkalarının haklarını göz ardı etmek olduğunu açıklarken, sağlıklı sınır koymanın hem kendi haklarını hem de karşı tarafın haklarını gözetebilmek anlamına geldiğini vurguladı. Psikolojik açıdan sağlıklı sınırların ilişkileri zayıflatmadığını, aksine daha şeffaf, dürüst ve güvenilir hale getirdiğini belirtti. Özellikle 'herkesi mutlu etmeliyim', 'kimseyi kırmamalıyım' veya 'fedakarlık yaparsam değer görürüm' gibi katı inançların, bireylerin kendi sınırlarını ihlal etmesine ve zamanla tükenmişlik, öfke birikimi ve duygusal yorgunluk yaşamasına neden olabileceği uyarısında bulundu.

İlk kez sınır koymaya başlayan kişilerin bazı zorluklarla karşılaşabileceğine dikkat çeken Seren Doğantekin, bu sürecin değişimin doğal bir parçası olduğunu söyledi. Çevrenin kişinin yıllardır sürdürdüğü uyumlu davranış biçimine alışkın olduğunu ve bu nedenle şaşırma, itiraz etme veya eski düzeni devam ettirme gibi tepkilerin görülebileceğini ifade etti. Kişinin yoğun suçluluk hissedebileceğini, ancak sınırların tutarlı, sakin ve saygılı bir şekilde sürdürüldüğünde hem kişinin kendine saygısının artacağını hem de çevrenin yeni iletişim biçimine uyum sağlayacağını belirtti.

'Hayır' Demek Değil, Nasıl Söylendiği Önemli

Doğantekin, iş yaşamında önemli olanın sadece 'hayır' demek olmadığını, bunu nasıl söylediğimizin büyük önem taşıdığını kaydetti. Kararlı fakat saygılı bir iletişim dilinin kullanılması gerektiğini hatırlatarak, suçlayıcı veya savunmacı olmadan mevcut iş yükünü açıklamanın ve gerekirse alternatif sunmanın etkili bir yaklaşım olduğunu belirtti. Örneğin, “Bu görevi de üstlenirsem mevcut işlerimin kalitesi düşebilir. Öncelikleri birlikte değerlendirebilir miyiz?” şeklindeki bir ifadenin hem çözüm odaklı hem de profesyonel sınırları koruyucu olduğunu vurguladı.

Doğrudan sınır koyamayan kişilerin istemedikleri sorumlulukları kabul ettiklerini, ancak bastırılan öfkenin farklı yollarla kendini gösterdiğini dile getiren Seren Doğantekin, işleri geciktirmek, isteksiz çalışmak, alaycı konuşmalar yapmak veya iletişimi kesmek gibi pasif-agresif davranışların buna örnek olabileceğini söyledi. Doğantekin, 'hayır' diyebilmenin büyük ölçüde öğrenilebilen bir iletişim becerisi olduğunu, kararlı iletişim becerileri geliştirildikçe kişinin duygu ve düşüncelerini daha rahat ifade etmeyi öğrendiğini belirtti. Küçük adımlarla başlamak, suçluluk duygusunu fark etmek ve her 'hayır'ın ilişkiyi bozmayacağını deneyimlemenin bu gelişim sürecini desteklediğini, gerektiğinde psikolojik destek almanın da bu becerinin kazanılmasına katkı sağlayabileceğini sözlerine ekledi.